
İnsan olarak içinde bulunduğumuz hiçbir şeyden ayrı değiliz, her şeyle ilişki halindeyiz. Her ne kadar kafamızı kuma gömüp o şeyi yok saysak da. Birine yapılan birşey bir diğerimizi etkiliyor. Birbirine bağlı bir zincirin halkaları gibiyiz, herkes her şeyle ilişki halinde. Hiçbir şey tek başına yol almıyor bu yaşamda. Öyle görünse bile görünmeyen bağlar var her şeyde. En basitinden bir örnek verirsem apartmanda oturanların en çok bildiği şey, birinin banyosu suyunu alta akıtmaya başladığında bir diğerinin banyosuna etki ediyor. Biri evinde huzursuz olduğunda diğeri etkileniyor. Bu basit bir örnek, ancak insan olarak hepimiz birbirimize bağlıyız. Bir yerde birilerinin canı yandığında bizim de yanıyor, ha o yangına gidip benzin dökenler de yok değil, onlarla da birbirimize bağlıyız ve birbirimizi etkiliyoruz.
Şimdi büyükten küçüğe geçelim. Görünmez ve görünür bir sürü bağın içinde en temele inelim, bireyin kendi küçük çevresiyle bağına. Aile, akraba, arkadaş, iş çevresi… İnsan bildiğimiz kadarıyla içinde bulunduğu çevreyi seçemeden dünyaya geliyor, anne, babayı da. Akrabalarını da. Oturduğu mahalleyi de. Yaşamını da. Bir süre bu böyle devam ediyor ve dünyayı sadece onlardan ibaret sanıyor, özellikle küçük çocuklar bunu çok iyi biliyor. Bütün dünya annesinin babasının mutluluğuna bağlı olabiliyor ya da sevdikleri bir akrabasının kendisine bir gülümsemesine. Büyüyüp asıl kendi varlığıyla ilişki kurmaya başladığında farkediyor ki dünya, evren, kainat, adına ne derseniz deyin, çok büyük, anlayabileceğimizden çokça büyük. Orda daha büyük, önemli şeyler var. Ben de o önemli, büyük evrenin bir parçasıyım, onlarla da ilişki halindeyim. Onlarda olan da beni etkiliyor. O zaman hayatımızdaki bağlara daha bir farklı bakar oluyoruz. Kendimizi gereksiz sınırlamalarla sınırlandırmıyoruz. Bir çocuk düşünün çok güzel şarkı söylüyor, dans ediyor, oyunlar oynuyor, yazılar yazıyor, örneği siz kendinize göre çoğaltın. Bu çocuk içinde bulunduğu yerde hiç kıymet görmüyor, hatta çekil kenara çok ses yapıyorsun, git şu alışverişi yap diye görevle uzaklaştırılıyor. O çocuk bir süre kendini kabul ettirmeye çalışıyor, bir süre sonra sanırım bende bir problem var deyip o kendine özgü güzellikleri bırakabiliyor, yeterince ‘arsız’ olan ise bildiğini okuyor, arsız çocukların başına gelmeyen kalmıyor, bir sürü sıkıntıya maruz kalıyorlar ama o hayat enerjisini devam ettirebildiklerinde bişekilde kendilerini anlayan, içindeki çevheri görenlerle bağ kurabiliyor ve işte o zaman hayat daha bir güzel oluyor.
içimizde olan şey tesadüf değildir, bazen çevre destekler bazen desteklemez; ama önemli olan biz o isteğimize sahip çıkalım. Herkesle bağımızı devam ettirmek zorunda da değiliz. Ayıp olmasın, günah olmasın, yanlış olmasın diye saçma sapan bağların arasında sıkışmışız birçoğumuz. Bu noktada kendi adıma yaklaşık 20’li yaşlarıma kadar o bağların içinde sıkışmıştım, sonra her yıl gitgide saçma sapan bağlarımı gevşettim. Bağ demek de doğru değil, boynuma takılmış, nefes almamı engelleyen ve beni değersiz hissettiren her şey. Her yıl daha az suçlu hissederek azalttım ve onları azaltırken bana iyi gelen, yaşam enerjimi arttıran ve beni değerli, anlamlı hissettiren bağlarımı arttırdım. Geride bıraktıklarım benim değiştiğimi, kendimi bişey sandığımı düşünebilir, doğru ben değiştim, kendimi bişey sanıyorum. Geçmişten bugüne baktığımda kafama vuranları kafamın üstünde taşımam niye! Başımı okşayanları yanıma aldım, devam ettim. Çocuklarımıza da bunu öğretiyoruz eşimle birlikte. Sana zarar veren biz de olsak kendini koru. Ayıp olmasın diye hiçbir akrabanla ilişkini devam ettirme, sana zarar veriyorsa uzak dur ve uzak tut. İnsanları sev, saygı duy, yardım etmen gerektiğinde et ama bunları iyi analiz et, biz bunun sıkıntısını çok çektik.
Sözlerimi Montaigne’ nin denemeler kitabından bir bölümle bitirmek istiyorum:
İnsan ve Evren
Bizim köyde bağları kırağı çaldı mı, rahip efendi, Tanrının insanlara kızdığına aynı afetin yamyamların bağlarına da düştüğünü ileri sürer. İç savaşlarımız karşısında da herkes: Dünya bozuldu, kıyamet günü yaklaştı diye vahlanır. Oysaki dünyada daha ne kötü şeyler oldu. Hem sonra kim bilir biz bu halde iken dünyanın kaç yeri gül gülistandır. Başına dolu yağan, dünyanın dört bucağını fırtına içinde sanır. Savoie’li köylü demişki:’Şu akılsız Fransa kralı biraz işini bilse pekala bizim beyin kahyası olabilir.’’ Adamın hayal gücü efendisinin üstünde bir büyüklük tasarlayamıyor. Hepimiz , farkında olmadan, bu çeşit yanılgılara düşeriz. Ve bundan çok büyük zararlar görürüz. Ancak tabiat anamızı bütün genişliği içinde seyredebilen, onun durmadan değişen sınırsız yüzünü görebilen, değil yalnız kendini, bütün memleketini o evren içinde ufacık bir nokta olarak düşünebilen insan her şeyin gerçek değerini kestirebilir.’’ (sf.247, Montaigne Denemeler, İş Bankası Yayınları)