
Geçen aylarda bir veli küçük oğluma sormuş, sen kaç aldın sınavdan, diye. Oğlum da yüz aldım demiş. Yıldızlı yüz değil ama demiş kadın veli. Oğlum geldi bana anlattı bunu. ‘ Anne kendi oğlu altmış sekiz almış gelmiş bana bunu diyor’, diye. Oğluma dedim hiçbir veliyle iletişim kurma, kimin ne niyetle konuştuğunu bilemeyiz. Biz hiçbir çocukla gidip konuşmuyoruz, merhaba diyip gülümsemek dışında. Sorularına cevap verme. Bir sıkıntı olursa öğretmenine ve bize mutlaka söyle.
Şimdi gelelim meseleye, normal şartlarda bir velinin okula gidip diğer çocukları notlarıyla ya da başka bişeylerle ilgili sorguya çekmesi hiç uygun değil. Oğlum kim olduğunu da gösterdi o velinin. Bu tarz kişilerle çokça karşılaşabileceği için oğlumuzu güçlendirmeyi tercih ettik. Belki ne var bunda diye düşünen çok kişi olabilir, dışardan çok masumane görünen bu davranış içinde ciddi yetersizlikler, olmamışlıklar barındırır. Kişi kendinden başka bir diğeriyle uğraşıyorsa, diğerinin yapıp ettikleri merceği altındaysa ve daha da kötüsü diğerinin yaptıklarını aşağı çekme eğilimindeyse durumu daha da vahim. Biz çocukken mahallede böyle teyzeler vardı, kimin kızı kimle görüşüyor, kimin kocası ne yapıyor, sürekli bir diğerinin haberini verirdi. O zamandan hissederdik ya bu kadınların işi gücü yok mu, kendilerine baksınlar diye. Sonra anladıkki dertleri derinde ve çok ağır. Kendi içleri bakılamayacak kadar rahatsız edici şeylerle dolu. Onlar da bu rahatsız olduklarını başkalarında bularak tatmin olurlardı.
Hayatta bu insanlardan çokça var, kimisi okul bahçesinde, kimisi akraba ortamında, kimisi iş ortamında. Daha birçok yerde karşımıza çıkıyorlar olmamış insanlar. Bunun yaşla, eğitimle, sosyal çevreyle ilgisi yok. Sizi sorguya çekiyor ve yaptığınız şeylerin boşuna olduğunu, ne gerek olduğunu vs. söylüyor. Sizi değersiz hissettirmek istiyor kendisi farkında olmadan. Ama siz farkında olun. O tuzağa düşmeyin, kendinizi çok açıklamayın, gülüp geçin. Sen ne yapıyorsun deyin. Merceği kendisine çevirin. Senin hayatın nasıl gidiyor, senin çocukların nasıl, eşin nasıl, iş hayatın nasıl, sağlığın nasıl, nasıl da nasıl deyin. Olması gerekene yönlendirin kendisini. Olmamış insanların laflarını içlerine atan ham meyveyi yemiş gibi olur, ağzı buruşur, acımsı bir tat kalır, midesi ağrır. Halbuki ham olduğunu farkettiğimiz anda meyveyi ısırırken tükürürüz, ayıp olmasın diye yemeyiz en azından ben yemem 🙂 Meyveyi yemezken laflarını içimize almak niye.
Demem o ki sizinle bu kadar ilgilenen birinin kendiyle derdi çoktur. Kendine bakması için dua edin. Bazıları ne yapsa da bakamaz, o onların derdi, uzak durun, mesafe alın, ciddiye almayın. Onların sizden beklentileri hiç bitmez, tatmin de olmazlar ne yapsanız, hep yapmadığınız birşeyle çıkarlar karşınıza. O yüzden kendinizi, amaçlarınızı, dünyadaki yerinizi siz biliyorsunuz. Bu yeter. Yeterli .
Bugün karne günü, herkes kendi karnesine baksın, neyi iyi yapmış, neyi yapamamış. Başkasının karnesine değil. Güzel bir dinlenme zamanı diliyorum karne alan herkese…