
Bir tohum ektiğimizde uzun vadeli bir plan yapmış oluruz. Hemen elimize birşey geçmeyecek olduğunu düşünürüz. Özellikle de bu bir ağaç tohumuysa. Ancak plan ne kadar uzun süreli olursa olsun , onu büyütmek yolunda yaptığımız davranışlar hep kısa sürelidir, düzenlidir ve günden güne devam eder. Bunu sürekli yapanlar ne olduğunu bilir.
Aynı şey bizim hayatımızda bir değişiklik yapmaya geldiğinde biraz farklı bir seyir izleriz. İsteriz ki önce meyvesini alalım, sonra bakım yapalım. Halbuki doğada böyle birşey yoktur. Önce eyleme geçer, sonra karşılığını alırız. Bazen bu karşılıklar göremediğimiz düzeyde olur, bazense görülür düzeyde. Hayatımızla ilgili küçük değişiklikler uzun vadede büyük bir değişim yaratır, yeterki düzenli ve sürekli olmasına gayret edelim. Ben bunu beceremiyorum, bir türlü aklım ermiyor, bir türlü yapamıyorum dediğimiz ne varsa şöyle bir bakmamız lazım; bunun için ne kadar zaman ayırıyorum, ne kadar enerji veriyorum, günlük yaptığım şeylerin arasında kaçıncı sırada vs.
Zannediyoruz ki o işlerde bizim doğal bir yeteneğimiz olmalı ve o doğal yeteneğe göre kolayca onu yapmalıyız. Hatta hayatında bu durumları çok kolay yapan kişilerle ilgili şöyle diyoruz: Ona göre ne var, zaten çok yetenekli; onun işi kolay çünkü buna sahip, o çok şanslı… Cümleler uzayıp gider. Evet bazıları bazı konularda çoğunluktan daha şanslı. İçinde bulundukları koşullara doğarken, birçok zenginliğin içine doğuyorlar. Şöyle düşünelim, bir çocuk düşünün, doğduğu ailede herkes resimle, edebiyatla, sporla uğraşıyor. Her gün düzenli olarak buna zaman ayıran bir ailesi var. Tabiki o çocuk için o şeylerle uğraşmak, yemek yemek kadar doğal olacak. Tekrar diyorum, doğal olacak, kolay değil. Bir şeyin doğal olması, akışında çok rahat yapılıyor görünmesi, kolaylığından değil, sürekli yapılmasından kaynaklanır. Bazılarımız da o ailelerde büyüyen çocuklar kadar şanslı olmayabiliriz, ancak kendimize katacağımız şeyleri katabilir ve bunu doğal bir yanımızmış gibi sürdürebiliriz. Biraz daha zor, ancak bir süreden sonra kolaylaşmaya (doğallaşmaya) başlar. Çünkü artık alışmışızdır, bizim gündelik hayatımızda yer edinmiştir.
Geçmişimizde olmayan bir beceriyi hayatımıza dahil edebilmemiz kadar insana iyi hissettiren çok az şey vardır. Herkes her şeyi yapamaz, yapmamalı da, ancak gönlünden geçen, gıpta etttiği şeyler varsa dönüp bakmalı, biraz onlarla uğraşmalı.
Gelelim yazımın başlığına, ceviz ağacının meyvesine. Dün bahçeye girip biraz portakal toplamak istedim, bunu yaparken bir tane ceviz gördüm, yere düşmüş. Sonra ceviz ağacının altına gittim, bu yıl ailecek bahçeye girme şansımız pek olmadı koşturmacalardan. Aaa dedim, bu ağacın altında hiç ceviz yok, halbuki hiç toplamadık da. Demekki bu yıl fazla vermemiş. Ağaç çok uzun bir ağaç, sonra biraz etrafa bakmaya başladım. Baktım ki birçok portakal ağacının altında bir sürü bir sürü cevizler. Yani kendi altında olmasını bekledğim ceviz başka ağaçların altında çıktı. Hem şaşırdım hem sevindim. Sonra düşündüm, dedim ki bazen bir eylem yapıyoruz ( kitap okumak, dil öğrenmek, spor vs.) ve hemen etkisini o alanda görmek istiyoruz. Ama çoğu zaman etkisi başka bir alanda başka bir şekilde çıkıyor. Demem o ki hiçbirşey boşa gitmiyor. Ektiğimiz hiçbir tohum, hiçbir davranış, hiçbir eylem boşa gitmiyor. Yeterki etrafa bakalım, yeterki umutlu olalım.
Son olarak, gündelik yaşamda gördüğüm şeylerin yazısını yazmayı seviyorum, hayatta her şey bazen o kadar abartı ve gerçek üstü ki, gerçek olan şeyleri duymaya, görmeye ihtiyaç duyuyorum ve bunları paylaşmaya. İyi gelmesi niyetiyle…